BİR KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VAR DOSTLARA SELAM OLSUN DEDİK

SİZ DOSTLARIMA BU SAYFALARDA HATIRALARIMI YAZACAĞIM. FAKAT SUYA SABUNA DOKUNARAK HER KONUDA YAZACAĞIM..


Sevgili Dostlar
Bu sayfalarda yazılanlar, kütüphanedeki en önemsiz kitabın içindekilerden daha da değersiz olabilir. Fakat kimler gidiyor, o muhteşem eserleri saklayan yerlere? İşte size düşüncelerimi anlatan, makaleler. Bu sayfalardaki en beğenmediğiniz bir anlatım bile, milyonlarca kütüphanelerdeki yazılardan, daha da kıymetlidir. Çünki sizin gözlerinizin önüne geldi. Yorumlar yazın. Yazdıklarınız, okunsun. Okuyanlar size cevap yazsın. Sonra içinde mücevher gibi kitabları koruyan, kütüphanelere de gideriz. Hakikatı araştırırız. Şüpheci olmak, insanı bilgi sahibi yapar. Bu kardeşinizi, menfi veya müspet yazılarınızla, ödüllendirin. Büyük harflerle yazıyorum. YORUMLARINIZI, BEĞENİLERİNİZİ VE ELEŞTİRİLERİNİZİ BEKLİYORUM.

H A S A N G Ü L E R
2014 M A R T 26 Ç A R Ş A M B A

06 04 2011

AH! GÜZEL İSTANBUL

AH! GÜZEL İSTANBUL |  görsel 1

İSTANBUL SEVGİSİ Ben İstanbul sevdasıyla yandım,tutuşdum. Bu şehire geldiğim gün aşık oldum. Şairin dediği gibi bir kıymetsiz taşına bir ülke verseler değişmem diye bir sevgi bu. İstanbul'da evlendim. İstanbul'da para kazandım. Bir evim oldu. Çocuğum, torunum oldu. Ben İstanbul dışına gidersem gurbetteyim. Hatta şöyle diyebiliriz.."BEN GURBETTE DEĞİLİM: GURBET BENİMLE::: "Gurbet.. Nasıl bir şeydir ki olmadık anlar onu hatırlatır. Sevgiyle gülen yüz sararır. Mutlulukla bakan göz, hüzünle yaşlanır. BİR ACIKLI ŞARKIDIR: 'Ah şu gurbet...' Neler hatırlatmaz ki onu.. Bir yol... Eskimiş bir eşya... Yaşlı bir sima... Sararmış bir çiçek... Omuzlarda uçuşan bir yaprak... Kulakta uğuldayan bir rüzgar.Kış günü yağan yağmur. BU SİZE SAYGIMDAN DOLAYI YAZDIĞIM SON YAZIDIR. ELVEDA SEVGİLİ BLOGCULAR. HOŞÇAKALIN. EBEDİYEN BU SAYFALARDA YOKUM ARTIK.        Bir tatlı şarkı mırıldanır gibiyim. AH ŞU GURBET! Gurbet öyküsü, Kalabalıklar içinde garip kalmanın, yalnız kalmanın öyküsü. Nereye gidilse yüreğimizde hep o sevda. Hep beraber o şarkıyı söyleriz. Ah bu gurbet. Ben gurbeti bilenlerden sordum. Onlar da başka bilenlerden sormuşlar. Gurbet sadece özlemektir. İnsan sevmediklerini bile özlüyor. Ya çok sevdiklerimiz. Ah gurbet. AH. GURBET!!!    Ah İstanbul diye satırlarıma son vereceğim. Bir daha da yazmayacağım.. AH GURBET!!!  AH GÜZEL İSTANBUL !!!   Böyle demiş ve sadece üç ay ayrı kalabilmiştim. Tekrar yeni bir blogcu sayfası açarak, sizlerle beraberliğime yeniden başlamıştım. Maksadım sizden ayrı kaldığım günlerde bilgisayara hiç uğramamaktı. Hatta internetimi dahi kapatmıştım. Olmadı. Yapamadım. Siz isterseniz hastalık deyin. İsterseniz bu adam ilgi çekmek için yaptı deyin. Dü... Devamı

05 04 2011

BABA

BABA |  görsel 1

Formun Üstü Çok İNsAN GöRdüM ÜzerinDE ELbiseSİ YokTU,Çok ELbiSE GördüM İçinDE İNsAN Yok üyelerine Asuman Kaya 04 Nisan, 08:53     ..Baba... Evlendiğinden beri evinde kalan babası yüzünden eşiyle sürekli tartışıyordu. Eşi babasını istemiyor ve onun evde bir fazlalık olduğunu düşünüyordu. Tartışmalar bazen inanılmaz boyutlara ulaşıyordu. Yine böyle bir tartışma anında; eşi, bütün bağları kopardı ve "Ya ben giderim, ya da baban bu evde kalmayacak" diyerek rest çekti... Eşini... kaybetmeyi göze alamazdı. Babası yüzünden çıkan tartışmalar dışında mutlu bir yuvası, sevdiği ve kendini seven bir eşi ve birde çocukları vardı. Eşi için çok mücadele etmişti evliliği sırasında. Ailesini ikna etmek için çok uğraşmış ve çok sorunlarla karşılaşmıştı. Hâlâ onu ölürcesine seviyordu Çaresizlik içinde ne yapacağını düşündü ve kendince bir çözüm yolu buldu. Yıllar önce avcılık merakı yüzünden kendisi için yaptırdığı kulübe tipi dağ evine götürecekti babasını. Haftada bir uğrayacak ve ihtiyacı neyse karşılayacak,böylelikle eşiyle de bu tür sorunlar yaşamayacaktı. Babasına lâzım olacak bütün malzemeleri hazırladıktan sonra yatalak babasını yatağından kaldırdı ve kucakladığı gibi arabaya attı. Oğlu Can, "Baba bende seninle gelmek istiyorum" diye ısrar edince onu da arabaya aldı ve birlikte yola koyuldular. Karakışın tam ortalarıydı ve korkunç bir soğuk vardı. Kar ve tipi yüzünden yolu zor seçiyorlardı. Minik Can, sürekli babasına "Baba nereye gidiyoruz ?" diye soruyor ama cevap alamıyordu. Öte yandan; nereye götürüldüğünü anlayan ya... Devamı

04 04 2011

Hikmet Ehli Zatlar

Hikmet Ehli Zatlar |  görsel 1

Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki: Ehl-i sünnet âlimlerinin yolunda olan Müslümanlar genelde çok sıkıntı çekerler. Ancak çektikleri, Peygamberlerin ve âlimlerin çektiklerinin yanında çok azdır, deryada bir damla bile değildir. Peygamber efendimiz, hiçbir peygamberin kendisi kadar sıkıntı, eziyet, acı çekmediğini bildirmiştir. Allahü teâlânın en sevdiği kulu böyle sıkıntı çekince, bizlerin ufak bir rahatsızlıktan dolayı isyan etmemiz, şikâyetçi olmamız uygun olur mu? Üstelik üzüntü, sıkıntı, dert, elem, keder, Allah’ın sevdiği kullarının boynuna attığı kementtir. İnsan, hep başkalarıyla meşgul olup gaflete düşer. Allahü teâlâ, mümin kullarına dert ve bela vererek, bu gafletten uyandırır, onları başkalarına bırakmaz, sadece kendisiyle meşgul eder. Onlar da başka şeyle meşgul olmayıp dua eder, inler. Bu, Rabbimizin hoşuna gider. Cenab-ı Hak, meleklere buyurur ki: — Şu kötü kullarımı sevmiyorum. Onlar benim ismimi ağızlarına hiç almasınlar. — Yâ Rabbi, peki biz bunlara ne yapalım ki, seni anmasınlar? — Onlara çok para, çok sıhhat, çok neşe verin! Dünyaya dalıp, beni unutsunlar. Şu iyi kullarımı ise, çok seviyorum. Onlar beni hep ansınlar, hiç unutmasınlar. — Yâ Rabbi, bunlara ne yapalım? — Onlara dert, üzüntü, sıkıntı, hastalık verin! Böylece, her derde düştükçe dua ederler. Bu hâlleri hoşuma gider. Onları sever, günahlarını affederim. Onlar benim has kullarımdır. Gerek Eshab-ı kiram, gerekse diğer âlim ve evliya zatlar, insanların Müslüman olmaları için neler çekmişler! Eğer o sıkıntı ve o gayretleri olmasaydı bugün bizler birer kâfir çocuğuyduk. Bu hak ödenir mi? Diye... Devamı

03 04 2011

MEVLANA'NIN MİSAFİRLERİ

MEVLANA'NIN MİSAFİRLERİ |  görsel 1

Hazret-i Mevlânâ "rahmetullahi aleyh" zamanında 40 rahip birleşir, Konya’ya gelirler. “Şu Mevlânâ’ya haddini bildirelim!” derler.   Şöyle ki; 40 sual hazırlamışlardır İslâmiyetten. Güyâ imtihan edeceklerdir bu büyük velîyi. Yola çıkıp, Mevlânâ dergâhına yönelirler. Yol boyunca; “Bu suâlleri cevaplaması imkânsız” derler.   Derken, Hazret-i Mevlânâ ile bir fırının önünde karşılaşırlar. Ne diyeceklerini şaşırırlar.   - Ee şey, der biri. Sizi ziyarete geliyorduk.   Büyük velî onları, hoş karşılar ve şöyle der:   - Hoş geldiniz, sizin niyetinizi biliyorum. Haydi sorun bakalım suâllerinizi?   İlk darbeyi yemişlerdir. Ayaküstü sorarlar:   - Kur’ânda; “Her nefs, Cehennemden geçecektir.” buyuruluyormuş, öyle mi?   - Evet, öyledir.   - Yani, kâfirler de, Müslümanlar da Cehennemden geçecek öyle mi?   - Elbette geçecek.   - Peki, Müslümanlar da Cehennemden geçecekse, “İslâmın üstünlüğü” nasıl belli olacak?   - Cehennem ateşi, Müslümanları yakmayacak ki. Müslümanlar Sırat Köprüsü’nden geçerken, Cehennem; “Ey müminler! Çabuk geçin ki, nurunuz ateşimi söndürüyor!” diye seslenecek ve ateş de, o nurlara dayanamayıp sönecek. Ama aynı ateş, kâfirleri yakacaktır.   Rahipler şöyle itiraz ederler:   - Hayır, olmaz öyle şey.   - İsterseniz deneyelim. İşte fırın. Çıkarın gömleklerinizi!   Hepsi gömleklerini çıkarırlar. Hazret-i Mevlânâ, onları toparlar. Üzeri... Devamı

03 04 2011

Trafik Kazasıyla İlgili Bir Hatıra

Trafik Kazasıyla İlgili Bir Hatıra |  görsel 1

Kocaeli- Gebze ilçesi- Beylikbağı Mahallesindeyim. Bir kahvede ikram edilen çayı yudumluyorum. Dışarıda bardaktan boşanırcasına yağmur dökülüyor. Acı bir fren sesi ile irkildik. Güm güm diye ard-arda iki ses geldi. Dışarıya çıktığımızda yağmur nedeniyle frenleri tutmayan bir aracın, karşı yönden gelen bir otomobile çarptığını gördük. Bir sürü şamata ve münakaşadan sonra araç sürücüleri sakinleştiler. Ceplerinden çıkardıkları telefon makinası ile kazanın fotoğrafları çekildi. Hemen orada kendileri bir beyan doldurdular. Arabalarına binerek oto sanayiinin yolunun tuttular. Kaskoları vardı. Sigortacılarıyla da görüştüler. Hasar sigorta şirketi tarafından ödenecekti. Bu müthiş bir kolaylıktı. Daha önceki yıllarda trafik polisi bekleniyor. rapor tutuluyor. Suç kimdeyse yazılıyor. Ondan sonra yol trafiğe açılıyordu. Bazen saatler boyu cadde kapalı kalıyordu. Tekrar kahveye döndük. Tabii masamızdakilerin çoğu şofördü. Hatıralarını anlattılar. İki konuşmacının anlattıkları ilgi çekiciydi. Bugün birincisini anlatacağım. "-Bundan yıllar önceydi.İstanbul dönüş yolunda mahalleye doğru geliyordum. Aşağıya doğru rampa bir yol vardı. O zaman bu yola bir de üst geçit yapılmıştı. Yine böyle yağmurlu bir gündü. Yorgundum. Bir an önce evime gidip dinlenmek arzusu içindeydim. Önümde bir yolcu münübüsü durdu. Yolcuların üst geçide doğru yürüdüklerini gördüm. Ben de hızlı bir manevra yaparak münübüsü sollamak istedim. Solladım da. Fakat yolcunun biri, hiç sağa sola bakmadan bodoslama önüme çıkıverdi. Üst geçit var. Karşıya geçmek düşüncesindeydi. Durmamın imkanı yok. Direksiyonu ne kadar... Devamı