BİR KAHVENİN KIRK YIL HATIRI VAR DOSTLARA SELAM OLSUN DEDİK

SİZ DOSTLARIMA BU SAYFALARDA HATIRALARIMI YAZACAĞIM. FAKAT SUYA SABUNA DOKUNARAK HER KONUDA YAZACAĞIM..


Sevgili Dostlar
Bu sayfalarda yazılanlar, kütüphanedeki en önemsiz kitabın içindekilerden daha da değersiz olabilir. Fakat kimler gidiyor, o muhteşem eserleri saklayan yerlere? İşte size düşüncelerimi anlatan, makaleler. Bu sayfalardaki en beğenmediğiniz bir anlatım bile, milyonlarca kütüphanelerdeki yazılardan, daha da kıymetlidir. Çünki sizin gözlerinizin önüne geldi. Yorumlar yazın. Yazdıklarınız, okunsun. Okuyanlar size cevap yazsın. Sonra içinde mücevher gibi kitabları koruyan, kütüphanelere de gideriz. Hakikatı araştırırız. Şüpheci olmak, insanı bilgi sahibi yapar. Bu kardeşinizi, menfi veya müspet yazılarınızla, ödüllendirin. Büyük harflerle yazıyorum. YORUMLARINIZI, BEĞENİLERİNİZİ VE ELEŞTİRİLERİNİZİ BEKLİYORUM.

H A S A N G Ü L E R
2014 M A R T 26 Ç A R Ş A M B A

07 02 2012

SEADETİ EBEDİYYE

SEADETİ EBEDİYYE |  görsel 1


Tam İlmihal. 005 ile

 

 

 

Tam İlmihâl Seadet-i Ebediyye
( Hüseyin Hilmi Işık)

Tam İlmihâl-Se'âdet-i Ebediyye
Kitâbın, kıymet ve ehemmiyyetini, hemen ikinci sayfasında,
büyük islâm âlimi Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî hazretlerinin kıymetli oğlu
Ahmed Mekkî Efendi, kısa ve vecîz sözleri ile açıklamışdır.
Bine yakın eserden uzun bir zemânda hâzırlanan bu nâdîde eserde;
insanı se'âdete kavuşduracak bütün husûslar yer almakdadır.

Se’âdet-i Ebediyye) kitâbını okuyarak anlıyan bahtiyâr bir kimse, hem din bilgilerini öğrenir, hem de İmâm-ı Rabbânîyi “rahmetullahi aleyh” tanıyarak, kalbi Ona meyl eder, bağlanır. Onun bütün dünyâya saçdığı nûrları alıp, olgunlaşmağa, kemâle gelmeğe başlar da haberi olmaz. Ham bir karpuz, güneşin ışıkları karşısında zemânla olgunlaşdığı, tatlılaşdığı gibi yetişerek kâmil bir insan olur.

 

 

 

Bu dünyâyı, hayâtı görüşünde değişiklikler olduğunu his eder. Hâller, zevkler, tatlı rü’yâlar görmeğe başlar. İmâm-ı Rabbânîyi, Evliyâyı, Eshâb-ı kirâmı ve Resûlullahı “sallallahü aleyhi ve sellem” rü’yâda görmeğe, uyanık iken rûhlarını insan şeklinde görmeğe, bunlarla konuşmağa başlar.

 

 

 

Nefsi de gafletden kurtulup, nemâzın tadını duymağa, ibâdetlerden zevk almağa başlar. Günâhlardan, harâm olan şeylerden, kötü huylardan nefret duyar. İyi huylar onun âdeti olur. Herkese iyilik eder. Cem’iyyete, millete fâideli olur. Se’âdet-i ebediyyeye kavuşur ve başkalarını da kavuşdurur.

Hüseyin Hilmi Işık

rahmetullahi teâlâ aleyh buyuruyor ki:

 

Aklı olan herkes, dünyada rahat ve huzur içinde yaşamak, ahirette de azaptan

kurtu-lup, sonsuz nimetlere kavuşmak ister. İşte bunun için, Se’âdet-i ebediyye

kitabımı yazdım. Dünyanın her yerindeki her çeşit insana saadet yolunu göstermek

için uğraştım. Önce, kendim öğrenmek için çok çalıştım. Senelerce, yüz-lerle kitap

okudum. Tarihi, tesavvufu çok inceledim. Fen bilgileri üzerinde çok düşündüm.

İyi anladım ve inandım ki, dünyada rahata ve ahirette sonsuz iyiliklere kavuşmak için,

salih Müslüman olmak lâzımdır. Salih Müslüman olmak için, din bilgilerini

Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından öğrenmek lâzımdır. Câhil olan kimse,

salih değil, Müslüman bile olamaz. Salih Müslümanın nasıl olacağını

Se’âdet-i Ebediyye kitabımda uzun bildirdim. Kısacası:

 

 

 

1– Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdiği gibi inanmalıdır.

 

2– Dört mezhepten birinin fıkh kitabını okuyarak, din bilgilerini doğru öğrenip,

buna uygun ibâdet yapmalı ve haramlardan sakınmalıdır. Dört mezhepten birinde

olmayan veya dört mezhebin kolay yerlerini ayırıp, bir araya toplayan, yani mezhepleri

birbirine karıştıran kimseye mezhepsiz denir. Mezhepsiz olan, Ehl-i sünnetten ayrılmış olur.

 

3– Çalışıp para kazanmalıdır. Dine uygun kazanmalıdır. Fakir kimse, bu zamanda

dinini, namusunu, hakkını bile koruyamaz. Bunları korumak ve İslâmiyete hizmet

edebilmek için, fennin bulduğu yeniliklerden, kolaylıklardan faydalanmak da lâzımdır.

Helâl kazanmak ve dine hizmet etmek, büyük ibâdettir. Namaza mâni olmayan ve

haram işlemeye sebep olmayan her kazanç yolu, hayırlıdır, mübârektir.

 

 


TAM İLMİHAL KİTABI

TAM İLMİHÂL

SE’ÂDET-İ EBEDİYYE

ÖNSÖZÜ

                                 İşte budur, miftâh-ı genc-i kadîm; Bismillâhirrahmânirrahîm.

(Se’âdet-i Ebediyye) kitâbını yazmağa E’ûzü ve Besmele okuyarak başlıyo­rum. E’ûzü okumak, (E’ûzü billâhi mineşşeytânirracîm) demekdir. Besmele oku­mak, (Bismillâhirrahmânirrahîm) demekdir. Abdüllah ibni Abbâs diyor ki, Resû­lullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Kur’ân-ı kerîme saygı göster­mek, E’ûzü okuyarak başlamakla olur ve Kur’ân-ı kerîmin anahtarı, Besmeledir). Bunun için, bu kitâba bu ikisini okuyarak başlanmasını, okuyucularımdan istirhâm ederim. Böylece kitâbı, bu iki zînet ile süslemiş ve bu iki hazînede, dostlar için top­lanmış olan fâidelere kavuşmuş olursunuz! Allahü teâlâya yaklaşmak isteyenler, E’ûzüye yapışmakda, Ondan korkanlar da, E’ûzüye sarılmakdadır. Günâhı çok olan­lar E’ûzüye sığınmışdır. Allahü teâlâ, Nahl sûresinin doksanyedinci âyetinde me­âlen, Peygamberine “sallallahü aleyhi ve sellem” (Kur’ân-ı kerîm okuyacağın ze­mân E’ûzü... söyle) buyurmuşdur. Bu emr, (Allahın rahmetinden uzak olan ve gazabına uğrayarak dünyâda ve âhıretde helâk olan şeytândan, Allahü teâlâya sı­ğınırım, korunurum, yardım beklerim. Ona haykırır, feryâd ederim de!) demekdir.

Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki: (Hoca çocuğa, Besme­le okur, çocuk da söyleyince, Allahü teâlâ, çocuğun ve anasının ve babasının ve ho­casının Cehenneme girmemesi için sened yazdırır). Abdüllah ibni Mes’ûd “radı­yallahü anh” diyor ki, (Cehennemde azâb yapan ondokuz melekden kurtulmak is­tiyen, Besmele okusun! Besmele, ondokuz harfdir). Levh-i mahfûzda, ilk yazılan,Besmeledir. Âdeme “aleyhisselâm” ilk gelen, Besmeledir. Mü’minler, Besmele yar­dımı ile, Sırâtdan geçer. Cennet da’vetiyyesinin imzâsı Besmeledir.

Besmelenin ma’nâsı: (Her var olana, onu yaratmakla iyilik etmiş ve varlıkda dur­durmakla, yok olmakdan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile,bu kitâbı yazabiliyorum. Ârifler, Onu ilah olarak tanıdı. Âlemler, Onun merhame­ti ile rızk buldu. Günâh işliyenler, Onun rahmeti ile Cehennemden kurtuldu) de­mekdir. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîme bu üç ismi ile başladı. Çünki, insanın üç hâ­li vardır. Dünyâ, kabr ve âhıret hâlleri. İnsan, Allahü teâlâya ibâdet ederse, dün­yâda işlerini kolaylaşdırır. Kabrde ona acır, âhıretde günâhlarını afv eder.

Elhamdülillah! Herhangi bir kimse, herhangi bir zemânda, herhangi bir yerde, her­hangi bir kimseye, herhangi bir şeyden dolayı, herhangi bir sûretle hamd ederse, bu hamd ve senâların, medhlerin hepsi, Allahü teâlânın hakkıdır. Hamd, bütün ni’met­leri Allahü teâlânın yaratdığına ve gönderdiğine inanmak ve söylemek demekdir.

         

Bu (Tam İlmihâl)i okuyanlar, dedelerinin dînini şu’ûrlu olarak öğrenip, bölü­cülerin iftirâlarına aldanmıyacak, câhillerin, münâfıkların ve tarîkatcı ismi altın­da gençliği zehrliyen zındıkların, maddî ve ma’nevî soygunculuğundan kurtulacak­lardır. Hak yolda birleşecekler, sevgili kardeşler olacaklardır.

Müslimân, iyi insan, aklı başında kimse demekdir. Hakîkî müslimân, Allahü te­âlânın emrlerine itâat eder. Allahü teâlânın emrlerine uymamak günâh olur. Kul haklarını, devlete olan borçlarını öder. Devletin kanûnlarına karşı gelmez. Kanû­na karşı gelmek suç olur. Müslimân günâh yapmaz ve suç işlemez. Vatanını, mil­letini ve bayrağını sever. Herkese iyilik eder. Kötülük yapanlara nasîhat verir. Böy­le olan müslimânı Allah da sever, kullar da sever. Râhat ve huzûr içinde yaşar.

                                                                           



Kaynak : dinibilgilervar.blogcu.com

71
0
0
Yorum Yaz